|
Orhan Gazî'nin oÄŸlu l. Murad Han, Osmanlı PadiÅŸahları'nın üçüncüsüdür. 1326'da Nilüfer Hatun'dan Dünya'ya geldi. DoÄŸduÄŸu sene, dedesi Osman Gazî vefat etmiÅŸ ve Bursa fethedilmiÅŸti.
l. Murad Han, devrinin zahirî ve batinî ilimlerinde otorite olan büyük ÅŸahsiyetler tarafından yetiÅŸtirilmiÅŸtir. AÄŸabeysi Rumeli fatihi Süleyman Bey'in(1) vefatı üzerine veliaht tayin edildi. Kısa bir müddet sonra babası vefat etti. Bursa'ya davet edilerek Osmanlı tahtına oturtuldu. Bir devlet adamında bulunması gereken mümtaz vasıflara malik olan Murad Han, aynı zamanda kalbî derinliÄŸe de sahipdi. İşte bu kalbî derinlik sebebiyle velîlik, ahî ÅŸeyhliÄŸi ve ÅŸehîdlik gibi manevî pek yüce makamlara vasıl oldu.
O, Anadolu'da sükun ve huzuru kısa bir zamanda saÄŸladıktan sonra istikametini Rumeli'ye çevirmiÅŸtir. O'nun zamanında fütuhat, Avrupa'ya yayılmış, İslam hukukuna göre harpde elde edilen ganîmetlerin beÅŸte biri devletin hakkı olduÄŸundan "Pencik (beÅŸte bir) Kanunu" çıkarılmış, fethedilen yerlerde Osmanlı devlet teÅŸkilatı mükemmel bir surette te'sîs edilmiÅŸ, kimse aç ve açıkta bırakılmayıp, fakir-zengin, müslim-gayr-i müslim herkes büyük bir huzur ve saadete kavuÅŸturulmuÅŸtur.
Osmanlı'nın Avrupa'yı iÅŸgal etmesi neticesinde krallıklarının son bulacağından endîÅŸe eden Avrupalı hristiyan devletler, bir "haçlı seferi" düzenlediler.
Bunun üzerine Sultan Murad, Hacı İlbey kumandasındaki dört bin kiÅŸilik bir orduyu, keÅŸif maksadıyla onların üzerine gönderdi. DiÄŸer taraftan haçlılar da, Meric'i geçtikleri halde hiç bir mukavemet ile karşılaÅŸmadıklarından zafer çığlıkları atarak ÅŸenlikler yapmaÄŸa baÅŸlamışlardı. Yiyip içip sarhoÅŸ olduktan sonra uyudular. DüÅŸmanın gafletinden istifade eden Hacı İlbey, üç koldan düÅŸman üzerine bir gece baskını yaptı.
Dört bin kiÅŸilik Osmanlı askerinin hücumu ile neye uÄŸradığını ÅŸaşıran ve paniÄŸe kapılan müttefik haçlı askerleri büyük bir bozguna uÄŸradılar. Gece karanlığında pek çoÄŸu birbirini kırarak, ÅŸekillenirken, geriye kalanların ekserîsi de Meriç Nehri'nde boÄŸuldu. Kurtulabilen çok az bir kısmı kaçabildi. Böylece tarîhteki meÅŸhur "Sırp Sındığı" zaferi meydana gelmiÅŸ oldu. Haçlılar perîÅŸan oldular. Bu hadiseden sonra baÅŸÅŸehir, Bursa'dan Edirne'ye nakloldu.
Camiler, medreseler, birçok kültür müesseseleri inÅŸa edilerek Edirne, devletin aynı zamanda bir medeniyet merkezi haline geldi. Anadolu'dan yeni fethedilen yerlere göç eden müslümanlar, oralarda da İslam'ın yüce hayat tarzını ve yaÅŸayışını sergilediler. Ahlak ve fazîlet numunesi oldular. Devletin adil idaresi ve kurduÄŸu hayır müesseseleri, her yerde büyük bir hoÅŸnudluk meydana getirdi. Hududlar, ta orta Avrupa'ya kadar dayandı. Artık sıra Avrupa'da fitnenin başı olan Sırp unsurunu bertaraf etmeÄŸe gelmiÅŸ oldu.
PriÅŸtine'nin güney batısındaki Kosova sahasında, müttefik haçlı kuvvetleri ile Osmanlı ordusu karşı karşıya geldi. Müttefikler, yaklaşık yüz elli bin kiÅŸilik bir güce sanibdi. Osmanlı ordusu ise, ancak altmış bin kiÅŸi idi. 8 AÄŸustos 1389 sabahı baÅŸlayan meydan muharebesi sekiz saat sürdü. Hemen hemen düÅŸmanın tamamı imha oldu.
Muharebenin sonunda zaferin kesinleÅŸtiÄŸini gören Murad Han, bunun ÅŸükranesi olarak muharebe sahasında geziniyor, bir ÅŸehide rastladığında "inna lillahi ve inna ileyhi raciün" (Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döndürüleceÄŸiz!..) diyordu. Yaralı bir cengaverinin yanına geldiÄŸi zaman ise, onu okÅŸuyor ve ızdırabı olup olmadığını, bir arzusunun bulunup bulunmadığını sorarak merhamet ve ÅŸefkat gösteriyordu. Bu esnada ölüler arasından yaralı bir Sırp askeri kalkarak;
"-Beni bırakınız; padiÅŸahın elini öpüp müslüman olacağım! Ayrıca size bir müjdem var! Kral Leyan da yakalandı. Getiriliyor.." diyordu.
Hünkar'ın muhafızları, bir anlık gafletle, getirilmekte olduÄŸu söylenen kralı görmek üzere etrafa bakınırken, yaralı taklidi yapan Sırplı, padiÅŸahın elini öper gibi yaptı ve yıldırım gibi koltuÄŸunun altında sakladığı hançerini çıkararak Hünkar'ın göÄŸsüne sapladı. Muhafızlar, neye uÄŸradıklarını ÅŸaşırmışlardı. Katili yakalayıp bir anda paramparça ettiler.
Böylece Murad Han'ın duası da kabul olmuÅŸ oldu. Zira Sultan Murad Han, daha önce Rabbinden ÅŸehîdlik temennî eden ve tarihde meÅŸhur olan bir dua yapmıştı.
PadiÅŸah, 8 AÄŸustos 1389'da Kosova ovasına girdiÄŸinde ortalığı toza dumana katan bir fırtına ile karşılaÅŸmıştı. Bu durumda adeta göz gözü görmüyordu, iÅŸte o gece Berat Gecesi idi. Murad Han, iki rekat namaz kıldıktan sonra,gözyaÅŸları içinde ÅŸu duayı yaptı:
"Ya Rabbî! Bu fırtına, ÅŸu aciz Murad kulunun güahları yüzünden çıktıysa, masum askerlerimi cezalandırma!..
Allah'ım! Onlar ki buraya kadar sadece Sen'in adını yüceltmek ve İslam'ı tebliÄŸ etmek için geldiler!..
İlahî! Bunca kerre beni zaferden mahrum etmedin. Daima duamı kabul buyurdun Yine sana iltica ediyorum, duamı kabul eyle ! Bir yaÄŸmur nasîb eyle! Bu toz bulutu kalksın... Kafirin askerini aÅŸikar görüp, yüz yüze cenk edelim!..
" Ya İlahî! Mülk de, bu kul da Sen'indir. Ben aciz bir kulum. Benim niyetimi ve esrarımı en iyi Sen bilirsin Mal ve mülk maksadım deÄŸildir. Yalnız Sen'in r izanı isterim..
Ya ilahî! Bu mu'min askerleri küffâr elinde maÄŸlüb edip helak eyleme!..
Onlara öyle bir zafer lütfet ki, bütün müslümanlar bayram eylesin! Dilersen o bayram gününde ÅŸu Murad kulun yolunda kurban olsun!..
Ya İlahi! Bunca müslüman askerin helakine beni sebep kılma! Bunlara yardım eyle ve zafer bahÅŸeyle! Bunlar için ben canımı kurban ederim, yeter ki tek Sen beni ÅŸehidler zumresine kabul eyle! Asakir-i islam için teslîm-i rüha razıyım. Tek ki, bu mu'minlerin uÄŸruna benim ruhum feda olsun.. Beni gazi kıldın. Sonunda da lütfen ve keremen ÅŸehid eyle!
Amin!.."
Çok geçmeden rahmet bulutları peydah oldu. Kosova meydanı üzerine saÄŸnak halinde yaÄŸmur boÅŸandı. Rüzgar durdu. Toz bitti.
DüÅŸman, çetin bir vuruÅŸma sonunda perîÅŸan olup kaçmaya baÅŸladı. Sultan Murad'ın duası kabul olmuÅŸ, zafer ve arkasından da ÅŸehîdlik gerçekleÅŸmiÅŸ bulunuyordu.
Hünkar'ın ÅŸehîd olmadan önceki son sözleri ÅŸunlardı:
"-İslam'ın muzafferiyeti, benim ÅŸehîd olmama baÄŸlı ise, ÅŸehidlik ÅŸerbetini nasib buyurmasını Cenab-ı Hakk'dan dua ve niyaz etmiÅŸtim. Demek ki duam kabul buyuruldu. Allah'a hamd ve sena olsun! İslam askerlerinin zaferini gördükten sonra hayatım son bulmaktadır!
OÄŸlum Bayezid'e bey'at ediniz! Sakın esirleri incitmeyiniz! Mal ve canlarına tecavüz etmeyiz! Ben artık sizleri, muzaffer askerlerimi ve devletimi Mevla'ma emanet ediyorum. "
Bu sözlerinin ardından Sultan Murad'ın temiz naşı, ÅŸehadetin mübarek kanlarına bürünerek, ilahî ve ebedî yolculuÄŸa sefer etti!..
Sultan Murad'ın hançerle parçalanan azîz bedeninin iç organları, ÅŸehîd olduÄŸu yere gömüldü ve oraya bir türbe yapıldı Asıl cesedi ise, Bursa'ya getirilerek Çekirge'de yaptırmış olduÄŸu cami ve külliyenin yanına defnedildi. Oraya da ikinci bir türbe yapıldı.
Sultan Murad'ın iç organlarının gömülü olduÄŸu Kosova'daki yer de "MeÅŸhed-i Hüdavendigar" olarak meÅŸhur oldu MeÅŸhed, ism-i mekan olduÄŸundan Sultan Murad'ın ÅŸehîd olduÄŸu yere "MeÅŸhed-i Hüdavendigar" ismi verildi.
Halkı ve askeri tarafından çok sevilen Murad Han bir çok ünvan ve lakaplarla yad olunur. Bunların baÅŸlıcaları:
Sultanu'l-guzat ve'l-mücahidîn (Gazilerin ve mücahidlerin sultanı),
Meliku'l-meÅŸayih (MürÅŸüdlerin sultanı)
Gıyasu'd-dünya ve'd-dîn (Dîn ve dünya iÅŸlerine imdad edici yardım edici)
Ebu'l-feth (Fethin babası)
Es-sultanu'l-adl (Adaletli sultan)
Leysü'l-İslam (İslam'ın arslanı) .
Ve en meÅŸhuru olarak da Hüdavendigar (Mücahid, kahraman)'dır
Murad Hüdavendigar, yirmi dokuz sene hükümdarlığı müddetince zaferden zafere koÅŸtu. MaÄŸlubiyet yüzü görmedi. Babasından küçük bir beylik olarak aldığı devleti, kısa zamanda yüce bir imparatorluk haline getirdi. Gerçekten babası Orhan Gazî'nin vefatında doksan beÅŸ bin kilometrekare olan Osmanlı toprakları, beÅŸyüz bin kilometrekareye ulaÅŸmıştır.
AÄŸabeyinin Rumeli'de baÅŸlattığı fütuhatı büyük bir ihlas ve azim ile kısa zamanda geliÅŸtirdi. ve Orta Avrupa'ya kadar geniÅŸletti FethettiÄŸi yerlere, devrin manevî büyüklerini yerleÅŸtirdi. Oralara, onların zamanının en mükemmel ilim, irfan müessesesi olan tekke ve zaviyeler inÅŸa ettirdi.
Ayrıca, ciddî bir iskan siyaseti takib etti Türkmen aÅŸîretlerini getirip bu bölgelere yerleÅŸtirdi. Bu göçler sayesinde torunlarının fütuhatı, Viyana önlerine kadar ilerleyebildi, Rumeli'de beÅŸ yüz yıl devam edecek olan Osmanlı Devleti hakimiyetinin temelleri atılmış oldu. Babası, bu velî ve ÅŸehîd bir padiÅŸah olan yüce Sultan Murad Han'a yaptığı vasiyetinde:
"Nasıl Selçuklular'ın varisi biz isek, Roma'nın da varisi biziz!." buyurarak oÄŸluna Avrupa'yı hedef göstermiÅŸti Sultan Murad Han da, kendinden sonra gelenlerin önünü açmış ve Avrupa yı onların fethine amade bir hale getirmiÅŸtir. Avrupa, ova ve yaylaları hala O'nun cevval atının ayak izleri ile doludur.
Bizans tarihçisi Halkondil, Sultan Murad hakkında ÅŸu îtirafta bulunmuÅŸtur:
"Sultan Murad, Anadolu ve Rumeli'de otuz yediden ziyade harbi idare ederek zafer üzerine zafer kazanmıştır. DüÅŸmandan kaçtığı ve arkasını döndüÄŸü hiç görülmemiÅŸtir.
O, askerini bir müddet istirahat ettirmeyi arzu ettiÄŸi zamanlarda bile, kendisine bir meÅŸguliyet bulurdu. Tembellikten nefret ederdi, istirahat nedir bilmezdi. Askerleri, istirahat ederken O, ava çıkardı. YaÅŸlılığında da cevvaliyetini hiç kaybetmemiÅŸtir.
Kemal-ı sükunetle boyun eÄŸen milletlere ve sarayındaki ecnebi çocuklara ÅŸefkatle muamele ederdi. Mükafat vermede de cömert ve sür'atlı idi. Harbe gireceÄŸi zaman, askerini cesaretlendirip coÅŸtururdu . Yapılan yanlış hareketleri musamahasız cezalandırırdı. VerdiÄŸi söze riayet ederdi.
Murad Han'ın maiyyeti, O'nun heybeti ve ÅŸiddeti ile titrerdi. Bununla beraber, on/ara bir kumandanın gösteremeyeceÄŸi yumuÅŸaklık, ÅŸefkat ve muhabbetle muamele ederdi."
DüÅŸmanın bile itirafa mecbur kaldığı ÅŸu güzel sıfatların sahibi olan Sultan Murad, gerek Anadolu'da ve gerek Rumeli'de yaptırdığı eserlerle de, milletin kalbinde taht kurmuÅŸtur. 1364 Sırp Sındığı zaferinin sonunda ÅŸükran ifadesi olarak, Bursa, Bilecik ve Filibe de birer cami, YeniÅŸehir ve Bursa Çekirge'de bir imarethane, medrese, kaplıca ve bir han yaptırmıştır.
Bugün, Balkan ülkelerinde var olan bütün müslüman halkların mevcudiyeti, ilk Osmanlı fütuhatı ve iskan siyasetinin bir eseridir.
O ahalî ise, bugün bize Osmanlı'nın bir emanetidir. Onların bulundukları yerlerde muhafaza olunmaları zarurîdir Zîra ezan sadası, Avrupa'da onlarla devam edegelmektedir.
Kosova, Murad Han'ın mübarek kanı karşılığında bize pahalıya mal olmuÅŸ bir mîrasdir. Merhum Akif bu mîrası ne kadar güzel hatırlatır.
"Nerde görsem çıkıyor karşıma bir kanlı ova...
Sen misin, yoksa hayalin mi? Vefasız Kosova!
Hani binlerce mefahirdi senin her adımın?
Hani sinende yarıp geçtiÄŸi yol "Yıldırım"ın?
Hani asker? Hani kalbinde yatan Åžah-ı Åžehîd?
Ah o kurban-ı zafer nerde bugün? Nerde o iyd?
Söyle MeÅŸhed, öpeyim secde edip toprağını:
Yok mudur sende Murad'ın iki üç damla kanı?.."
........
Basacak mıydı fakat göÄŸsüne Sırp'ın çarığı?
O günkü Sırp ile bugünkü Sırp aynıdır. Zaman farkından baÅŸka deÄŸiÅŸen hiçbir ÅŸey yoktur.
Bugün, Kosova'nın, Bosna'nın varis-i tabiîsi olan bizler, bir nefis ve tarih muhasebesine mecburuz!.
Ülkemizde yüz yıla yakın zamandan beri, ecdadımızın bize bıraktığı mukaddes mîrası reddediÅŸimizin ve onların hatıralarını rencide edecek çirkin üslubun hazîn akıbeti gözler önündedir!.
Silkinip tarihimize dönmeye mecburuz. Bosna faciası gibi ibretli hadiseler, hamdolsun bugün bize bir kısım nadanın "gömdük" diyerek övündüÄŸü Osmanlı ruhunu yeniden hatırlatmakta ve bizi, O'nun emanetine sahib çıkmaya doÄŸru zorlamaktadır!.
GerçekleÅŸmekte olan yeni bir uyanış ve diriliÅŸin gelecek hesabına va'd ettiÄŸi bereketli azmin ÅŸanlı cengaverlerine ne mutlu!
Rabbim! Ecdadın gönül iklîminden bizlere de yeni bir hamle gücü ihsan eyle ki, yirmibirinci yüzyıla girerken doÄŸan büyük fırsatları kaçırmayalım!.
Amîn!...
Dipnotlar:(1) Åžehzade Süleyman tarihimizde ilk defa olarak kendisine "PaÅŸa" ünvanı ile hitab edilmiÅŸ bir ÅŸahsiyettir. Kadîm Türkçe de aÄŸa, büyük kardeÅŸ demektir. AÄŸabey kelimesi de buradan türetilmiÅŸtir. Büyük kardeÅŸler birkaç tane olunca, en büyüÄŸüne baÅŸ aÄŸa denilirdi. PaÅŸa kelimesi de bundan neÅŸ'et etmiÅŸtir.
Åžehzade Süleyman 'ın kabri Bolayır'dadır.. Rahmetullahi Aleyh!. |