Çanakkale Muharebesi günleriydi. Rumeli Mecidiye Bataryası düÅŸman gemilerinden yapılan bombardımanlarla sukut etmiÅŸti. Raporu alan Müstahkem Mevkii Kumandanı Cevat PaÅŸa, Çimenlik İskelesi'nden motoru ile bataryaya geçti. Durum vahimdi. Bir top hariç diÄŸerleri kullanılmaz hâle gelmiÅŸ, personelin çoÄŸu ÅŸehit olmuÅŸtu. Bunlardan kimisi canlı canlı toprak yığınları altında kalmıştı. YaÅŸayanlar da yaralıydı. PaÅŸa, biraz ileride yere uzanmış, nefes alıp veren bir erin yanına yaklaÅŸtı, ÅŸefkatle:
"-Evlâdım yaralı mısın?" diye sordu.
O yiÄŸit Mehmetçik, vakur bir ÅŸekilde:
"-Hayır kumandanım!" dedi.
Cevat PaÅŸa, biraz daha dikkatle bakınca yaralı askerin gözlerinin görmediÄŸini anladı ve:
"-Evlâdım, gözlerin!.." diye bir ÅŸeyler söyleyecek oldu, fakat o fedâkâr, mübarek vatan evlâdı, hâlinden memnun ÅŸekilde ÅŸöyle dedi:
"-Üzülmeyin kumandanım; gözlerimi, göreceklerimi gördükten sonra kaybettim..."
Bu sözlerdeki muazzez rûh ve ÅŸuur, PaÅŸa'yı aÄŸlattı. O yiÄŸidin, göreceklerimi gördüm dediÄŸi, İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth'e iki isabet kaydedilmesiydi.
İşte bu rûhtur ki, Çanakkale'yi ölümsüzleÅŸtirmiÅŸ ve 1914-1915 Çanakkale muharebelerinde Müslüman Türk milletine bir deÄŸil, iki zafer birden kazandırmıştır. Bunlardan biri, düÅŸmana karşı zahiren kazanılan zafer; ikincisi de ruh ve mânâ, fazîlet ve fedâkârlık, dîn, îmân ve vatan sevgisi hususlarında gösterilen eÅŸsiz zaferdir. Nitekim yukarıdaki misâlde o yiÄŸit MehmetçiÄŸin düÅŸman hücumları esnasında gözleri kör olmasına raÄŸmen kendisini düÅŸünmeyerek «Yaralı deÄŸilim!» demesi, onun gönlüne hâkim olan rûhu pek bariz bir ÅŸekilde aksettirmektedir. İstiklâl ÅŸairi merhum Âkif bu rûhu ne güzel anlatır:
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından,
Alınır kal'a mı göÄŸsündeki kat kat îmân?
Âsım'ın nesli.. diyordum ya.. nesilmiÅŸ gerçek,
İşte çiÄŸnetmedi nâmûsunu çiÄŸnetmeyecek!
Åžühedâ gövdesi, bir baksana daÄŸlar, taÅŸlar,
O rükû olmasa, dünyâda eÄŸilmez baÅŸlar...
Bu ifadelere ilham kaynağı olan Çanakkale'de yazılan destan, ediplerin ifadelerinde ve ÅŸairlerin ÅŸiirlerinde söylediklerinden daha ulvî ve büyüktür. Zîrâ orada maddî gücümüz, düÅŸmanın gücüne nispetle çok az idi. Askerin, İstanbul'dan Çanakkale'ye gidinceye kadar ayağındaki postal dahi yok oluyordu. Zaman zaman atacak barutu da kalmadığı hâlde müÅŸahhas bir can ve mal infakı yaÅŸandığı için zafer müyesser oluyordu. Mehmetçik, silâh kifâyetsizliÄŸini îmân gücü ile telâfî ediyor ve ne pahasına olursa olsun neticeyi kendi lehine çeviriyordu. İngiliz Ordu Kumandanı Orgeneral Hamilton'un:
"Bizi Türkler'in maddî gücü deÄŸil, mânevî gücü maÄŸlûb etmiÅŸtir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müÅŸâhede ettik!.." ÅŸeklindeki itirafı da bu gerçeÄŸi sergilemektedir.
Hiç ÅŸüphesiz ki bu, askerin yüksek mâneviyatı karşısında Cenâb-ı Hakk'ın bir lutfu idi. Âyet-i kerîmede buyurulan:
"Attığın zaman sen atmadın, Allâh attı..." sırrının sayısız tecellîlerinden biriydi.
Bu ilâhî yardımı hissedip dile getirenlerden biri de Churcill'dir. Churcill, muhârebe sonrası niçin maÄŸlûb olduÄŸu sebebiyle muhâkeme edilirken itâb edici ağır suâller karşısında iyice darlandığı bir sırada mahkeme hey'etine ÅŸöyle haykırmıştır:
"Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale'de Türkler'le deÄŸil, Allâh ile harbettik!.. Tabiî ki yenildik..."
Bu da gösteriyor ki, Çanakkale'yi ölümsüzleÅŸtiren rûha sahip olan kahraman ordumuz, Allâh'ın yardımına mazhar olacak bir ilâhî gönül taşıyordu.
Kumandanından erine kadar bütün bir ordu, fedâkârlık toprağında ekilmiÅŸ tohumlar gibiydi ki, o tohumlar kanlarla sulanıyordu. Zira biliyorlardı ki, nihayetinde bu dünyanın da sonu gelecektir, bu dünyaya tapanların da... O âlemdekiler ise, ölümsüzdür. Bunun için onlar ölümsüz, yâni ebedî olanı seçtiler. Böylece Çanakkale'de sâdece kahramanlık ve cesâret destânı deÄŸil, aynı zamanda sâhip olunan yüksek mânevî seviyenin bereketiyle bir fazîlet destanı yazıldı. Kahraman erler daha muhârebeye girmeden, onun zafer müjdeleriyle dolu rüyalarını gördüler ve bunları gerçeÄŸe inkılâp ettirdiler. Onlar o gün Allâh'ın lutfuna erdi ve ferahladılar. Tarih; din ve vatan uÄŸrundaki fedâkârlığı onlardan öÄŸrendi. Çünkü onlar, Hazret-i Mevlânâ'nın:
"Ey bülbül! Git de aÅŸkı pervaneden öÄŸren. Kendini alevin içine attı, yandı. Sevgilisi uÄŸruna can verdi, sesi çıkmadı." diye tarif ettiÄŸi pervaneden daha fedâkâr idiler.
Zîrâ gönüllerinde canlarından daha aziz bir vatan sevgisi vardı. İşte bu sevgiyi aksettiren eÅŸsiz bir tablo:
18 Mart 1915 Deniz Harekâtı'nda üstün baÅŸarılar gösteren Hasan-Mevkuf Batarya Kumandanı Yüzbaşı Hasan Bey'in kızı dünyaya gelmiÅŸti. İstanbul'dan Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığına telgraf çekildi. Bu telgrafı alan Cevat PaÅŸa atı ile bataryaya geldi ve Yüzbaşı Hasan Bey'e:
"-Evlâdım Hasan, bir kızın dünyaya geldi; Allah bağışlasın, izinlisin." dedi.
Hasan Bey'in verdiÄŸi cevap erinden kumandanına kadar Çanakkale muhariplerinin gönül dünyalarını aksettirmeye kâfî bir fedâkârlık ve feragat ile doluydu:
"-Kumandanım! Vatan daha mukaddes, gidemem. Bildirebilirseniz, ismini Dîdar koysunlar!.."
O gece bütün batarya ile birlikte Yüzbaşı Hasan Bey de ÅŸehid olanlar arasındaydı. Gözlerini, yeni doÄŸan kızını bir kere bile göremeden bu dünyaya yummuÅŸ, elini ona sallayamadan elvedâ demiÅŸti...
Zîrâ sevginin en tabiî neticesi fedâkârlıktır. Seven, sevdiÄŸine karşı, sevgisi ölçüsünde fedâkârlık yapmayı zevk ve vazîfe olarak telâkkî eder. Bu, âşığın mâÅŸûkuna can vermesine kadar dayanır. Can ve malın Allâh yolunda, vatan ve millet uÄŸrunda fedâ edilebilmesi de, kulun Rabb'ine karşı muhabbetinin en güzel bir tezâhürüdür. Bunun içindir ki Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
"Vatan sevgisi îmândandır..." buyurmuÅŸlardır.
Bir ÅŸeyin ne kadar sevildiÄŸi ise, gerektiÄŸinde onun için yapılabilen fedâkârlık ve göze alınabilen risk ile ölçülür. Bu bakımdan Çanakkale'de yaÅŸananlar, her yönüyle müstesnâ bir vatan sevgisinin en canlı tezâhürlerini sergilemiÅŸtir. Her yiÄŸit:
Toprak, alın teriyle gülistan olur, civan,
Candır sonunda bağrına en makbul armağan!..
terennümüyle fedâ-yı cân eylemiÅŸ ve böylece "Çanakkale Geçilmez" yazısı, 250 bin îmanlı vatan evlâdının, ÅŸehâdet ÅŸerbetini içmesi netîcesinde gerçekleÅŸmiÅŸtir.
Gerçekten her asker, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in mübarek lisanından dökülen:
"Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her ÅŸey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece ÅŸehid, gördüÄŸü aşırı itibar ve ikrâm sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa ÅŸehid olmayı ister." (Buhari, Cihad, 21)
"Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, ÅŸehid olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar." (Tirmizî, Fezâilü'l-Cihad, 26)
"ÅžehidliÄŸi gönülden arzu eden bir kimse, ÅŸehid olmasa bile sevabına nail olur." (Müslim, İmare 156)
müjdeleriyle yoÄŸrulmuÅŸ olarak müstesnâ bir ÅŸehidlik aÅŸkıyla doluydu. Åžehid olabilmek büyük bir sevdâ hâlinde idi. Sedye ile götürülen yaralı bir askerin, kumandanın yanından geçerken üzüntüyle:
"Åžehit olamadım paÅŸam!" diyerek hüznünü dile getirmesi, bu sevdânın en müÅŸahhas bir misâlidir.
Zîrâ ÅŸehidlik, Allâh'ın, kullara hitaben buyurduÄŸu «gel» fermanının en güzelidir ve ÅŸehidler de, bu dâvete en önde koÅŸmak kendilerine nasîb olan bahtiyarlardır. Bu dâvet ile alâkalı olarak Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur:
"Mademki Cenab-ı Hakk seni istiyor, başını ayak yap da koÅŸ! Onun gel demesi, insana yücelikler verir. Manevî sarhoÅŸluk verir, neler neler bağışlar, yaygılar yayar, sofralar kurar."
Bu davete koÅŸmuÅŸ olan ÅŸühedâya verilen ilk mükâfat, hiç ÅŸüphesiz ki ÅŸu âyet-i kerîmedir:
"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; hayır, onlar diridirler. Rabbleri katında rızıklanmaktadırlar..." (Âl-i İmran 169)
Bu ilâhî hakîkat dolayısıyladır ki, Allâh yolunda öldürülenlere «ölü» denmemiÅŸ, «ÅŸehid» denmiÅŸtir. Åžehid kelimesinin ÅŸâhid mânâsı da vardır. Bu sebeple müfessirler, onların ÅŸehid oldukları an ruhlarının cennete vardığı ve oradaki nimetleri gördüÄŸünü de bayan ederler. DiÄŸer mü'minlerin ruhları ise, cenneti kıyamette göreceklerdir.
Åžehidlik yolunda ashâbın, evliyâullâhın, Fâtihlerin velhâsıl yüreÄŸi îmân dolu cengâverlerin hayatları, ümmete tam bir mücâhede örneÄŸidir. Zîrâ onlar, din yolunda, vatan uÄŸrunda fazilet duygusuyla canlarını ve mallarını fedâkarâne harcamaktan aslâ kaçınmamışlar ve ÅŸehidliÄŸi, "vuslat" olarak kabul etmiÅŸlerdir. O tâlihli kullar için âyet-i kerîmede:
"Allâh mü'minlerden mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır..." (et-Tevbe, 111) buyurulmaktadır.
Bu bakımdan Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, «Hayırlı insan kimdir?" suâline ÅŸöyle cevap buyurmuÅŸlardır:
"_Canını ve malını Allâh yolunda bezleden (cömertçe veren)!"
İşte cihan tarihinin en azametli harplerinden biri olan Çanakkale muhârebeleri de, düÅŸmanın misilsiz maddî gücüne raÄŸmen îmân gücünün, Hakk yolunda maldan ve candan fedâkarlığın, kâbına varılmaz zaferlerine sadece bir misâldir. Fuzûlî'nin dilinde:
Cânı cânân dilemiÅŸ vermemek olmaz ey dil,
Ne nizâ eyleyelim, ol ne senindir, ne benim!..
ÅŸeklinde yer alan ifadeler, Çanakkale'de müÅŸahhas bir surette sergileniyordu.
Kahraman Mehmetçiklerden Hasan'ın saçlarını kınalayarak Çanakkale'ye gönderen annesi, ona yazdığı mektubunda:
"OÄŸlum! Sen bu âilenin seçilmiÅŸ kurbanısın. Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır, ben de seni evlâtlarım arasından vatana kurban olarak adadım. Onun için saçlarını kınaladım. Seni melekler ÅŸimdiden rahmetle anacaktır." diyordu.
Orada her nefer, ölümü dost edinmiÅŸti. Ve ölüm de onların karşısına bir dost olarak çıktı. Ölümleri, kendi gönüllerindeki güllerin renginde oldu, yâni ÅŸehadet gülünün renginde... Åžu hâdise, ne kadar ibretlidir:
Çanakkale'de Anzak kolordu kuvvetlerine karşı koyan 27. Alay ile birliklerine takviye olarak gelen 57. Alay'ın iki taburu da ÅŸehit olmuÅŸ, ancak taarruz hâlinde olan Anzak kuvvetlerini durdurmuÅŸlardı. Çarpışmalar, siper muharebelerine dönüÅŸmüÅŸtü. Muharebe bu minvalde devam ederken gece bastırdı. Son kalan tabur ile ertesi sabah için hücum emrini alan 57. Alay kumandanı ÅŸu anda mezarının bulunduÄŸu Bombasırtı güney eteklerinden aÅŸağıya baktığında o sisli nisan sabahı arazide yayılmış küme küme beyazlıklar gördü ve tabur kumandanını çağırıp sordu:
"-Bunlar nedir, evlâdım?"
"-Kumandanım! Onlar fecre az bir zaman kala emriniz ile hücuma geçecek olan erlerimizin iç çamaşırlarıdır."
Her bir vatan evlâdı ÅŸehit olmak için yıkanmış, temiz çamaşırlarını giymiÅŸti... İşte ÅŸehidliÄŸe böylesine hazırlanıp vatana fedâ olan bu temiz yiÄŸitlerdir ki, Çanakkale Karma Kolordu İngiliz Kumandanı General William Birdword'a:
"Türk askeri kadar vatanı için gözünü kırpmadan ölen, savaÅŸ anında müthiÅŸ bir cesaretle fırtınalar estiren, yaralı düÅŸmanını sırtında taşıyarak onu ölümden kurtaran bir asker yeryüzünde görülmemiÅŸtir." dedirtmiÅŸlerdir.
Türk askerinin oradaki baÅŸarısının sırrı buydu. Böylece her yiÄŸit asker, ruhunu saran sevdâ hâlindeki ÅŸehidlik aÅŸkı ile düÅŸman karşısında aşılmaz bir sebâtkârlık duvarı oluÅŸturuyordu. Bu hâl üzerine acze düÅŸen Sir Coben Korbet diyor ki:
"Çanakkale'de bizim gemi ateÅŸlerimizde büyük kayıplara uÄŸrayan birlikler Türk olmasaydı yerlerinde kalamazlardı. Hâlbuki Türkler, bütün muharebe süresince yerlerinden ayrılmadılar. GösterdiÄŸimiz bütün itiyat ve basiretlere raÄŸmen baÅŸ döndürücü bir muzafferiyet kazandılar."
Bu muzafferiyetin bir sırrı da, erden kumandana her gönlün, hattâ bütün bir milletin Çanakkale'de yekvücud olması, birlik, beraberlik hâlinde bölünmez bir bütün oluÅŸturmasıydı. «Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez!» rûhunun yaÅŸanmasıydı. Yâni Çanakkale'de düÅŸmanı, MehmetçiÄŸin ÅŸahsında bir milletin yüreÄŸi karşıladı. Zîrâ üzerlerine gelen sayısız ve muhtelif düÅŸman ancak böyle bertaraf edilebilirdi. Karşılarında kimisi aldatılmış birçok milletten müteÅŸekkil büyük bir kitle vardı.
Çarpışmaların yükünü Fransızlar, Senegallilere; İngilizler ise kendi emelleri uÄŸruna aldattıkları dominyon askerlerine ve Hintlilere yüklemiÅŸlerdi. Bunun yanında rakip saflarda destek olarak yer alanlar da az deÄŸildi. Bunların içinde yer alan Yahudilerden Hamilton ÅŸöyle bahseder:
"Yahudi gazeteciler bizim davamıza renk katıyor, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırıyordu."
Merhum Âkif, bu topyekun bir haçlı saldırısı hâlinde cereyan eden düÅŸman hücûmu neticesinde yaÅŸanan Çanakkale'deki manzarayı ne kadar canlı ve müÅŸahhas bir ÅŸekilde tasvir eder:
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beÅŸer,
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer.
.......
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müdhiÅŸ tipidir: Savrulur enkâz-ı beÅŸer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
BoÅŸanır sırtlara, vâdilere, saÄŸnak saÄŸnak...
Böyle bir manzaraya sahne olan Çanakkale, İslâm'ın son karakolu idi. Onun için bütün bir millet o hudutta nöbet tutan erler hâlinde orada göÄŸüslerini siper yaptı. Her neferi ayrı bir müjdenin kucakladığı Çanakkale, bilhassa:
"Hudutta Allah yolunda nöbet tutanlar dışında her ölenin ameli sona erdirilir. Hudutta nöbet tutarken ölenin yaptığı amellerin sevabı ise kıyamet gününe kadar artarak devam eder, kabirdeki imtihanda da emniyet içinde olur." (Tirmizî, Fezâilü'l-Cihâd 2) hadîs-i ÅŸerîfinin tecellî yeri oldu.
Muharebeler, çoÄŸu kere hudutlarda cereyan ettiÄŸi için hudutları beklemek ve oralarda nöbet tutmak en mukaddes vazifelerden biri olup sulh zamanı da olsa askerlik vazifesi İslâm nazarında cihad sayılmıştır. Nitekim bir baÅŸka hadîs-i ÅŸerîfte de ÅŸöyle buyurulur:
"Allâh yolunda bir gün hudut nöbeti tutmak, dünyadan ve dünya üzerindeki her ÅŸeyden daha hayırlıdır." (Buhari, Cihad 6)
Vatan müdafaasından maksat, sadece sahip olunan toprakları korumak deÄŸildir. Bunun arka plânındaki asıl gâye, o topraklar üzerinde yaÅŸayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak ve milletin fertlerini hürriyet içinde yaÅŸatmaktır. Tabiî ki bu da bir vatan coÄŸrafyası üzerinde mümkün olacağından bu gâye, vatan müdafaası olarak sembolize edilmiÅŸtir.
Onun için bir kimse askerlik vazifesi yaparken vazife başında ölürse, o ÅŸehid olarak Rabbine kavuÅŸur. Åžehidin amel defteri kapanmaz ve dünyada iÅŸlediÄŸi güzel ve hayırlı iÅŸlerin sevabı da kıyamete kadar devam eder. Åžehid, kabirde meleklerin suallerinden ve kabir azabından muaf tutulur. Ancak bunda sıhhatli bir îmâna ve cihad ÅŸuuruna sahip olmak zarûreti vardır. Bu sebeple bütün hadîs-i ÅŸerîflerde "Allâh yolunda" kaydı vardır.
Bu itibarla Çanakkale, Türk çocuÄŸuna îmân idealinin tâlimgâhı olmuÅŸtur. Gâzîlik ve ÅŸehidlik bu millet için ziyâfetti. Ölmek, ÅŸehidliÄŸin seâdeti, yaÅŸamak ise gâzîliÄŸin ÅŸerefi idi.
*****
İngiliz Generali Aspinal Oglander diyor ki:
"Türk askerlerinin savaÅŸ içinde haiz olduÄŸu yüksek niteliklerinin önceden lâyıkıyla bilinmemesi İngilizler için felâket olmuÅŸtur. Türk askerinin ne yaman bir muharip olduÄŸunu İngilizler, kendileri ile dövüÅŸtükten sonra anlamışlardır."
İngiliz Generali Maude de ÅŸöyle der:
"BaÅŸka millet askerlerinin artık savaşı kaybettik, yenildik diye silâhını bırakıp savaÅŸtan vazgeçtiÄŸi hâllerde Türkler için ise savaÅŸ yeniden baÅŸlamıştır."
Çanakkale'de ÅŸanlı MehmetçiÄŸin fazîleti elbette bunlardan ibaret deÄŸildir. O, baÅŸkalarının normal zamanlarda bile gösteremediÄŸi ÅŸefkat ve merhameti harp sahasında düÅŸmanına dahi gösterebilecek bir olgunluk içindeydi.
Ünlü Fransız yazarı Pierre Loti Çanakkale savaşıyla ilgili olarak kaydettiÄŸi ve bugün Fransız hükûmetinin herhâlde okumaya fırsat bulamadığı veya tarihteki nice yaptığımız iyilik ve yardımlarda olduÄŸu gibi gerçeÄŸi görmezden geldiÄŸi ÅŸu hatıra pek calib-i dikkattir:
18 Mart'ta batan Fransız gemilerinden 20 kiÅŸilik bir denizci sâhile çıkmaya muvaffak oldular, ama karaya ayak bastıkları anda Türk askerlerini de karşılarında buldular. Ben bu gruptan TeÄŸmen Andre Lemoine ile daha sonra Paris'te karşılaÅŸtım. Bana dikkat çekici ÅŸu hikâyesini anlattı:
"Sahile çıktığımız vakit bitkindik. Bir taraftan üzerimizden akıp geçen mermiler, diÄŸer yandan mayınlar... Korkulmayacak gibi deÄŸildi. Üstelik ÅŸimdi kızgın düÅŸmanla da karşılaÅŸmıştık. Bizi aldılar, ilerideki tepenin hemen ardındaki bir kulübeye götürdüler... İçlerinde subay yoktu... Üzerimizdeki ıslak elbiseleri çıkardık. Bize kaputlarını verdiler... Sobanın başında ısındık. Az bir zaman sonra ekmek ve azık getirdiler. Kendilerinin tayınları olduÄŸu belliydi. Karşılıklı yedik... Çorba ikram ettiler... DüÅŸman deÄŸil, müÅŸfik kurtarıcılar gibi davranıyorlardı. Daha sonra bizi aldılar ve TekirdaÄŸ'a götürdüler. Türklerin bu büyüklüklerini unutamam."
Bu ifadeler, MehmetçiÄŸin, hadîs-i ÅŸerîfte buyurulan:
"İnsanların en üstünü Allâh yolunda canıyla ve malıyla cihâd eden kimsedir..." (Buhari, Cihad 2) ÅŸeklindeki peygamberî tarifi ne kadar güzel gerçekleÅŸtirdiklerinin bir niÅŸanesidir.
Bu güzel ve ulvî davranışlar, düÅŸmanlarımızı bile hayran bırakmış ve sonradan içlerinden Ömer nâmını alan Anzaklı gibi müslüman olanlar dahi olmuÅŸtur.
*****
Bütün bu hakîkatler çerçevesinde merhum Âkif de, Çanakkale'de her bakımdan ÅŸerefli ve asil bir muharebe sergileyen kahraman ordumuzda ÅŸehid düÅŸen yiÄŸitler hakkında ÅŸunları söylemekten kendini alamaz:
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uÄŸruna yâ Rab, ne güneÅŸler batıyor!
Ey bu topraklar için topraÄŸa düÅŸmüÅŸ asker,
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı deÄŸer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târihe" desem sığmazsın!
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan,
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüÅŸ kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem,
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem,
Tüllenen maÄŸribi, akÅŸamları sarsam yarana...
Yine bir ÅŸey yapabildim diyemem hâtırana..
Ey ÅŸehîd oÄŸlu ÅŸehîd, isteme benden makber,
Sana âÄŸûÅŸunu açmış, duruyor Peygamber...
İşte böyle bir iklîm içerisinde Çanakkale, cengâver ve yiÄŸit askerimizin canları mukâbilinde bize sundukları müstesnâ bir mîrastır. Çanakkale'de ÅŸehîd olan babaların rûhu, sanki İstiklâl Harbi'nde ÅŸehîd olacak evladlarına mukaddes bir vasıyet bırakıyordu. İşte bugün biz, bu mîrâsın vârisleriyiz. Ancak bu mirasa sahip çıkarken bir yandan Âkif'in:
Zannetme ki ecdadın asırlarca uyurdu,
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıt'ada yer yer kanayan izleri ÅŸâhid,
Dinlenmedi bir gün o büyük ÅŸanlı mücâhid!..
mısralarına kulak vermeli, diÄŸer yandan da Alman Profesör Neumark'ın ÅŸu sözlerine dikkat etmeliyiz:
"-Çok samimî itiraf edeyim ki, Avrupalılar, Türkleri sevmez. Kilisenin Türk ve İslâm düÅŸmanlığı Hristiyanların hücrelerine sinmiÅŸtir. Çünkü sizler en az 400 sene sırtımızda ve ensemizde at koÅŸturdunuz. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslâmiyet uÄŸruna her ÅŸeyini feda etmeseydiler, İslâmiyet bugün belki sadece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki, VahhabiliÄŸi kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığının adamlarıdır. Batı her yerde İslâmiyet'i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet'i devam ettirdi. Onun için faraza lâiklik ÅŸöyle dursun, Hristiyan olsanız da size düÅŸman olarak bakmaya devam ederler. Sizler farkında deÄŸilsiniz ama onlar ÅŸu gerçeÄŸin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arÅŸivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir. Ve sizler gerçek hüviyetinize döndüÄŸünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Bu bakımdan sizi silâh ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet saÄŸlamaya çalışıyorlar..."
*****
Bilmelidir ki, mâzinin bittiÄŸi yerde, millet biter, insan biter, iz'an biter, nihâyet bulur. Millet, târihinden ibârettir. Onu târihinden sıyırırsanız, geriye insan sürüsü kalır. Mâzinin devrettiÄŸi unsurların zenginliÄŸi nisbetinde yeni eserler ve yeni nesiller canlı ve devamlı olur. Milletlerin bekâsı, hassas, duygulu ve seviye kazanmış bir kalbe sâhip olan nesiller yetiÅŸtirmekle mümkündür. Çocuklarına, Çanakkale destânını ninni yapan nesil, îmânının, milletinin ve bütün maddî ve mânevî deÄŸerlerin sâhibi olacaktır.
Nasıl ki Alparslan'ı Allâh'a kavuÅŸturan bir Malazgirt, Kılıçarslan'ın binbir gazâsına ninni söyleyen Anadolu ovaları, ecdâdın kemikleri ile vatan hudutlarının çizildiÄŸi Çanakkale inkâr ve imhâ edilemezse, bu zaferleri bahÅŸeden ve onlarla hayat bulan millî mukaddesât da yok edilemez. Millî vicdan, imhâ edilemez. Bu vicdânın sâhibi, hakkın sâhibidir. Muhâtaralar da onu güçlendirir.
***** |