Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow Allah'a Karşı Samîmiyet "İhlâs"
Allah'a Karşı Samîmiyet "İhlâs"
Yıl: 2000 - Ay: Kasım - Sayı: 177
İmâm KuÅŸeyrî anlatır:

Horasan sultanı ve kahramanlarından Amr bin Leys öldükten sonra onu sâlih bir zât rü'yâda gördü ve aralarında ÅŸu mükâleme geçti:

"-Allâh sana ne muâmelede bulundu?"

"-Allâh beni afvetti."

"-Allâh seni ne sebeple afvetti? Hayâtında nasıl bir amel iÅŸledin ki afva mazhar oldun?"

Bunun üzerine Amr bin Leys ÅŸöyle cevap verdi:

"-Günlerden birgün yüksek bir tepeye çıkmıştım. Oradan askerlerime baktım. Onların çokluÄŸu ve ihtiÅŸamını seyredince: "KeÅŸke Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- zamanında vâkî olan gazvelere ordumla beraber iÅŸtirâk edip de O'nun uÄŸrunda fedâ-yı cân eyleyen bahtiyarlardan olabilseydim..." diye hislendim. İşte bu niyet ve iÅŸtiyakımdaki ihlâs sebebiyle yüce Allâh, bana rahmetiyle muâmele ederek günâhlarımı bağışladı ve beni sonsuz nîmetleriyle mükâfatlandırdı."

Bu hâdise, ihlâs ve samimiyetin, mü'min için ne kadar mühim olduÄŸunu gösteren güzel bir misâldir. Buna göre kul, yapamadığı bir amel'den bile ihlâs ve samîmiyetinin bereketi neticesinde nice lutuflara mazhar olmaktadır. Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Mü'minin niyeti (maksat ve ihlâsı) amelinden hayırlıdır."

Çünkü bunlar, kalbin amelidir. İslâm nazarında da amellerin deÄŸeri, onların ortaya çıkmasına sebep olan niyet ve ihlâs ile ölçülür. Yâni bir fiilin ortaya çıkmasında onu yapan kiÅŸinin maksadı ne ise, hüküm ona göredir. Nitekim hadîs-i ÅŸerîfte bu gerçeÄŸi te'yîden:

"Ameller, niyetlere göredir." buyurulmuÅŸtur.

Bu itibarla baÅŸta ibâdetler olmak üzere bütün hayırlı amellerin, Allâh rızâsı kasdolunarak yapılması asıldır. Bu da, ihlâs ile mümkündür. İhlâs, amelleri sırf rızâ-yı ilâhîyi kasdederek îfâ etmek ve onlar üzerine nefsânî gâyelerin gölgesini düÅŸürmemektir. Beden için rûh ne ise, amel için ihlâs da o mesâbededir. İhlâssız amel, özden mahrûm kuru bir yorgunluktan ibarettir. Bütün amelleri ulvî bir gâyeye baÄŸlayarak ibâdet vasıf ve derecesine yükseltmek kabildir.

Gerçekten Cenâb-ı Allâh'ın diÄŸer mahlûkâtı ile birçok beÅŸerî ve nefsânî fiillerde müÅŸterek kıldığı insanoÄŸlu, bütün fiillerindeki dünyevî, bedenî ve nefsânî tatminkârlığı gâye hâline getirmek gibi bir süfliyetten kurtularak onları ilâhî rızâ maksadının emrine sokabilmek iktidarı ile yaratılışındaki mükemmelliÄŸi tezâhür ettirebilir. Bu keyfiyet, Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını, hayâtın umûmî ve nihâî bir gâyesi haline getirmek demektir ki, bütün fiilleri bu gâyeye hizmetleri vasfıyla rûhânîleÅŸtirir ve ibâdet seviyesine yükseltir. Uyku, yemek, içmek, evlâd ve mal-mülk edinmek gibi sayısız beÅŸerî davranış, hep rızâ-yı ilâhîyi kazanmaya medar olacak bir mecrâ içinde cereyan ettirilebildiÄŸi takdirde hakîkaten ibâdet ve hayırlar kategorisine dâhil edilmiÅŸ olur.

Bu husûsda insanın üstün yaratılışına yakışan bir dirâyetle Cenâb-ı Hakk'ın rızâsından gayri bütün emelleri gönülden söküp atmak, müslümanın me'mûr bulunduÄŸu büyük bir kahramanlıktır. Dolayısıyla Allâh katında amellerin makbûliyyetinin asıl ÅŸartı, ihlâstır.

İhlâs, Cenâb-ı Allâh'a yakınlaÅŸabilme gâyesiyle her türlü dünyâ menfaatlerinden kalbi koruyabilmektir.

İhlâsın meyvesi ise, ihsândır. Bu da, kulun, sanki Allâh'ı görüyormuÅŸ gibi ibâdet ve davranışlarda bulunması ve kendisini her ân ilâhî müÅŸâhede altında hissedebilmesidir.

İhlâs, kulları en büyük hayır olan ilâhî rızâya nâil eyler.

Allâh'ın mahlûkların amellerinden murâdı ancak kendi rızâsına müteveccih olan ihlâsdır. Âyet-i kerîmelerde buyurulur:

"(Ey Rasûlüm!) Åžüphesiz ki Kitâb'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dîni Allâh'a has kılarak ihlâs ile kulluk et!.." (ez-Zümer, 2)

"De ki: Ben, dîni Allâh'a has kılarak ihlâslı bir ÅŸekilde O'na kulluk etmekle emrolundum." (ez-Zümer, 11)

Huzûr-i ilâhîden kovulan iblîs:

"Dedi ki: Ey Rabbim! Andolsun ki, beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günâhları) süsleyeceÄŸim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım."

"Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiÅŸ kulların müstesnâ!.." (el-Hicr, 39-40)

Âyette ifâdesini bulduÄŸu gibi ÅŸeytan, ancak ve ancak ihlâsta zaaf gösterenlere musallat olabilmektedir. İhlâslı kullara ise, hiçbir te'sîri mümkün deÄŸildir. Nitekim Cenâb-ı Hakk, ÅŸeytanın sözlerine karşılık ÅŸöyle buyurmuÅŸtur:

"İşte bana varan dosdoÄŸru yol, bu (ihlâslı kullardan olmak yolu) dur."

"Åžüphesiz ki benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyet (ve nüfûzun) yoktur!. Ancak azgınlardan sana uyanlar hâriç!" (el-Hicr, 41-42)

"Elbette benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir te'sîrin olmayacaktır. (Zîrâ onları) koruyucu olarak Rabbin yeter." (el-İsrâ, 65)

Hadîs-i kudsîde buyurulur:

"İhlâs, benim sırlarımdan (öyle) bir sırdır (ki), onu kullarımdan (ancak) sevdiÄŸim kimsenin kalbine emanet ederim. Onu (ecir defterine) yazmak için bir melek ve ifsâd etmek için de bir ÅŸeytan ona (ihlâsa) muttalî olamaz."

İhlâs, bütün ameller için zarûrî olan öyle yüce bir nîmettir ki, ona sahip olmadan kurtuluÅŸun mümkün olmadığını ifâde için hadîs-i ÅŸerîfde ÅŸöyle buyurulur:

"İnsanlar helâk olur, âlimler kurtulur. Âlimler de helâk olur, amel sahibi âlimler kurtulur. Amel sahibi âlimler de helâk olur, ancak ihlâs sahibi olanlar kurtulur. Ancak bu ihlâs sahipleri de (her an bu dünyâda) büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır."

Bu hakîkat, Kur'ân-ı Kerîm'de ÅŸöyle beyân edilir:

"(Azâbdan) ancak Allâh'ın hâlis kulları istisnâ edilecek..." (es-Sâffât, 40)

"Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın. (İhlâs sahibi olun ve cemâat hâlinde bu halinizi de muhâfaza edin! Böyle yaparsanız), size, doÄŸru yoldan sapan kimse zarar veremez. Hepinizin dönüÅŸü Allâh'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir." (el-Mâide, 105)

İhlâs, niyetlerin temiz ve samîmî olmasıdır ki, ibâdetlerin sıhhat ve bereketi buna baÄŸlıdır.

Hazret-i Mevlânâ, ihlâsdan mahrûm bir ÅŸekilde ibâdet eden kimselere ÅŸöyle seslenir:

"Ey gâfil! KeÅŸke secde ettiÄŸin zaman yüzünü samîmiyetle Hakk'a çevirebilseydin de "Yücelerden yüce olan Rabbim, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir." demenin mânâsını bilebilseydin, yâni sırf ÅŸekil secdesi deÄŸil de gönül secdesi yapabilseydin!.."

İhlâssız ibâdetler, ortaklar ve kirlerle doludur. O halde ibâdetleri saflaÅŸtırıp ulvîleÅŸtirecek olan sır, ihlâsla kaimdir. Aksine hali âyet-i kerîme ?öyle ifâde eder:

"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar ve gösteriÅŸ için yaparlar!.." (el-Mâûn, 4-6)

İhlâs, amellere Hakk rızâsından baÅŸka ÅŸeylerin ortak edilmesinden kalbi muhâfazadır. Ancak bu maksadla gerçekleÅŸtirilmiÅŸ olan ibâdetlere "sâlih amel" denir. Cenâb-ı Hakk buyurur:

"Size onların (hayvanların) karnındaki iÅŸkembe pisliÄŸi ile kan arasından hâlis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin boÄŸazından âfiyetle geçer." (en-Nahl, 66)

Müfessirler, bu âyette beyân buyurulan misâle teÅŸbîhen demiÅŸlerdir ki:

İhlâs da, ameli, tıpkı sütün kan ve muzahrafattan ayırd edilmesi gibi bulanıklıklardan ayırd eder. Sütün hâlisiyyeti, kan ve pislikten arınması olduÄŸu gibi, amellerin hâlisliÄŸi de Hakk rızâsından baÅŸka her ÅŸeyden berî kılınmasıdır.

Nitekim Cüneyd-i BaÄŸdâdî ÅŸöyle der:

"İhlâs, ameli bulanıklıktan tasfiye etmektir."

Bir Allâh dostu der ki:

"İhlâsda iddiâlı olmak, bir nevî ihlâssızlıktır."

Hazret-i Îsâ, kendisine hâlis amelden soran havârîlerine ÅŸu cevabı verdi:

"Allâh için amel edip de bundan ötürü Hakk rızâsından baÅŸka bir arzusu bulunmayan ÅŸahsın yaptığı amel, hâlis ameldir."

Dolayısyla ihlâs, amellerin baÅŸta riyâ olmak üzere her türlü mânevî kirlerden temiz olmasıdır. Zîrâ riyâ, ihlâsı bulandıran ve onu yok eden en büyük ve tehlikeli müessirdir. Amellerine riyâ karıştıran kimse, gizli ÅŸirke düÅŸmüÅŸ olur ve azâba dûçâr kılınır.

Hadîs-i Åžerîfde buyurulur:

"Kıyâmet gününde aleyhinde ilk hükmedilen insanlar ÅŸunlardır:

Birincisi ÅŸehîd edilen kimsedir. O Allâh'ın huzûruna getirilir. Allâh kendisine olan nîmetlerini anlatır. O da, bunları itiraf eder. Cenâb-ı Hakk:

"- Öyleyse bunlara karşı ne yaptın?" diye sorar.

Adam:

"- Yâ Rabbî! Senin uÄŸrunda ÅŸehîd edildim." der.

Allâh buyurur ki:

"- Yalan söyledin! Sen, yalnızca cür'etli ve cesur denilsin diye harbettin. Gerçekten öyle de denildi."

(Sonra) onun hakkında emredilir ve ateÅŸe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.

İkincisi ilim öÄŸrenen, baÅŸkalarına da öÄŸreten, ayrıca Kur'ân da okuyan adamdır. O huzûra getirilir. Allâh kendisine olan nîmetlerini anlatır. O da itiraf eder. Cenâb-ı Hakk:

"- Bunlara karşı ne yaptın?" diye sorar.

Adam:

"- İlim tahsîl ettim. Onu baÅŸkalarına da öÄŸrettim. Senin uÄŸrunda Kur'ân'da okudum." der.

Allâh buyurur ki:

"- Yalan söyledin! Sen ilim öÄŸrendin, ancak âlim denilsin diye; Kur'ân okudun, ancak o kârîdir, kırâat ehlidir denilsin diye. Hakîkat öyle de denildi."

Sonra hakkında emrolunur ve ateÅŸe, yâni cehenneme atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.

Üçüncüsü Cenâb-ı Hakk'ın kendisini geniÅŸlettiÄŸi, malın her çeÅŸidinden verdiÄŸi adamdır. O getirilir. Allâh ona olan nîmetlerini anlatır. O da bunları itiraf eder. Cenâb-ı Hakk:

"- Öyleyse bunlara karşı ne yaptın?" diye sorar.

Adam:

"- Hakkında infâk edilmesini emir buyurduÄŸun hiçbir yol bırakmadım. Malımı ancak senin yolunda harcadım." der.

Cenâb-ı Hakk buyurur:

"- Yalan söyledin! Onları ancak cömerttir denilesin diye yaptın. Nitekim öyle de denildi."

Sonra hakkında emredilir ve cehenneme atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir." (Buhârî, Müslim)

Bu hadîs-i ÅŸerîf, ihlâsın, amellerin Allâh katındaki kabul ÅŸartı olduÄŸunu o derecede açık bir sûrette göstermektedir ki, gâye Cenâb-ı Hakk'ın rızâsı olmadıkça zâhiren Allâh yolunda ölmek, ilim tahsîl etmek ve infakta bulunmak gibi -haddi zâtında- en makbûl olan ameller bile sahibine hiçbir fayda saÄŸlamamaktadır.

O halde gerçek îmân, sırf lafızda kalan bir sözden; ameller de, birtakım kuru ve rûhsuz hareketlerden ibâret deÄŸildir. Gönlün tâ derinliklerinden taÅŸan samîmî duygularla yaratana inanmak ve ona baÄŸlanmak, emir ve nehiylerini zevk ve ÅŸevkle kabûllenmek ve bu hal ile amel-i sâlih icrâ ederken O'nun rızâsından gayrı bir maksada aslâ iltifat etmeyip deÄŸer vermemek îcâb eder. Aksi halde kul, nifâk hâlindedir, münâfıktır. Bu sıfattan kurtulamaz ve nefsinin zebûnu olarak gazab-ı ilâhîye dûçâr olur. Allâh Teâlâ buyurur:

"Ey Rasûlüm, hevâ ve hevesini ilâh edinen kimseyi gördün mü?" (el-Câsiye, 23)

Bu demektir ki, Cenâb-ı Hakk'ın arzu ettiÄŸi îmân ve amel, samîmî bir gönülle ve sırf kendi rızâsı için olandır.

Arınmış ve ihlâsa kavuÅŸmuÅŸ bir kalbin samîmî tevbesini ÅŸu kıssa ne güzel ifâde eder:

Bir sahâbî yaptığı bir hırsızlık cürmünden nedâmet duyarak tevbe-i nasûh hâline girmiÅŸti. Nihâyet Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in huzûruna gelip yaptığı cürmü itiraf etti ve ÅŸer'î cezânın tatbîkini istedi. Bunun üzerine eli kesildi. Bu esnâda sahâbî, vücûdundan kopup yere düÅŸen eline bakarak:

"-Ey elim! Seni benden koparana hamd ü senâlar olsun! Yoksa sen benim bütün vücûdumu yakacaktın!.." diyor, gönlünü kuÅŸatan huzûr ve sürûru böylece ifâde ediyordu.

Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, buyururlar:

"Amelini ihlâslı yap! (Böyle yaparsan), amelin azı (bile) sana kâfî gelir."

"Allâh, sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz! Fakat sizin (ihlâs ve takvâ bakımından) kalblerinize ve amellerinize bakar."

Zîrâ Cenâb-ı Hakk, kimin daha çok kimin daha az ibâdet ettiÄŸine deÄŸil, kimin daha hâlisâne ibâdet ettiÄŸine, yâni kendi katında deÄŸerli olanın ihlâs olduÄŸuna iÅŸareten âyet-i kerîmede ÅŸöyle beyân buyurur:

"O (Allâh) ki, ölümü ve hayatı hanginizin amel bakımından daha güzel (yâni ihlâslı) olduÄŸunu imtihân için yarattı." (el-Mülk, 2)

Cenâb-ı Hakk, ameldeki güzelliÄŸi, yâni ihlâsı tesbît ve tescîl için kullarını çeÅŸitli ÅŸekillerde imtihân eder. Nitekim îmân ettikleri için türlü türlü iÅŸkencelere mârûz kalan mü'minler hakkında onların ihlâs ve samîmiyetlerini muhâfaza edip dînî hayatlarında sebâtkâr olmalarını îkâz sadedinde Kur'ân-ı Kerîm'de ÅŸöyle buyurur:

"Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar (yalnız) "inandık" demeleriyle bırakılıverileceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandı(lar)?"

"Andolsun ki, biz onlardan evvelkileri de imtihân etmiÅŸizdir. Allâh elbette sâdık olanları bilir ve elbette yalancı olanları da bilir." (el-Ankebût, 1-3)

Ancak ihlâsın mâhiyetini iyi kavramak gerekir. Bir kısım insanların ihlâslı amel yapamama ve riyâ tehlikesi dolayısıyla yaptığı amelleri terketmesi, aslâ doÄŸru deÄŸildir. Bu bakımdan yapılan amelleri terketmek deÄŸil, onları mümkün olduÄŸunca kalb âlemiyle birlikte hâlisleÅŸtirip kemâle erdirmeye gayret lâzım gelir. Çünkü ihlâs yolu, çetinliklerle doludur. Nefsânî temâyüllerle mücâdeleyi gerektirir. Birdenbire ve basitçe ulaşılacak bir netice deÄŸildir. Lâyıkıyla ihlâs, beÅŸerî yükseliÅŸte bir zirvedir. Zirveye tırmanmak ise, adım adımdır. Bu yolda hem beÅŸerî irâdeyi kullanmak ve hem de Cenâb-ı Hakk'ın lutuf ve keremini niyâz hâlinde bulunmak lâzımdır.

Kalbi mâsivâdan koruyup ihlâsa erdirerek kalb-i selîme ulaÅŸabilmenin en güzel yolu, baÅŸlıca ÅŸu vasıflarla mücehhez olabilmeye baÄŸlıdır:

1. Zikir vâsıtasıyla Allâh -celle celâlühû- ile beraber olabilmek için ihsân duygusuna nâiliyyet, yâni kendini dâimî bir sûrette ilâhî murâkabe ve gözetim altında hissedebilmek.

2. Râbıta vâsıtasıyla baÅŸta Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- olmak üzere sâdık ve sâlihlerle muhabbeti dâimâ tâze tutabilmek, onların hallerini nümûne-i imtisâl edinebilmek; böylece feyiz denilen mânevî enerjiyi te'mîn etmek.

3. Sohbet vâsıtası ile îmân kardeÅŸliÄŸini yaÅŸayıp, merhamet, fedâkârlık ve kendi imkânlarını devretme hasletlerini kazanarak kalbi tekâmül ettirmek.

4. Hizmet vâsıtasıyla bütün mahlûkatı gönlün merhamet muhabbet dâiresi içine alabilmek.

5. Bu ilâhî emâneti, yâni vücûdu helâl gıdâ ile beslemek. Zîrâ helâl gıdâya dikkat edilirse kalbler Allâh'ın emrine itâat meyliyle dolar ve vücûdumuz hayır kaynağı olur.

Aslolan, insanın, zikir, râbıta, sohbet, hizmet ve helâl gıdâ ile, rahmet-i ilâhiyyenin en büyük eseri, bir îcâd bedîası olan gönülde zuhûr edecek güzelliklerle bir vuslat iklîminde yaÅŸayabilmesidir.

Yâ Rabbî! Bilhassa teÅŸrîfiyle müÅŸerref olduÄŸumuz ÅŸu mübârek günlerde senin esrârından bir sır olan ihlâsın hakîkatine bizleri de nâil eyle! Bu lutfun ÅŸükrânlığı içerisinde sana kulluk eden evliyâullâhın gönül iklîminden bizlere hisseler nasîb ve müyesser kıl!

Âmîn!..
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim