Osman Nuri Topbas Osman Nuri Topbas
ANASAYFAHAYATIESERLERİSOHBETLERİMAKALELERİMÜLAKATLARIZİYARETÇİ DEFTERİFOTOĞRAFLARI
   ANASAYFA arrow MAKALELERİ arrow ALTINOLUK DERGİSİ arrow Aliabad'lı Mus'ab (Hâfız Emin Yeter)
Aliabad'lı Mus'ab (Hâfız Emin Yeter)
Yıl: 1999 - Ay: Mayıs - Sayı: 159
İhrâma bürünmüÅŸ Arafat vakfesine hazırlanırken acı bir telefon ve buruk bir ifâde ile mübârek evlâdımız Hâfız Emin'in Kafkas eteklerinde hizmete koÅŸuÅŸtururken bir kazâda ÅŸehîd olduÄŸu haberini aldık.

Bu haber ile üzerimizdeki ihrâm, istikbal libâsımız olan kefeni daha da mânâlandırdı. Hâfız Emin evlâdımız, ebedî yolculuÄŸun libası; biz ise, onun dünyâdaki benzerinin içinde idik. Tabî onun giydiÄŸi beyazlar, ayrı beyazlıklardı. Sanki sonsuza ayna tutuyordu. O anda bu mübârek evlâdı, Kafkas daÄŸlarından Arafat'a hacı olmaya çıkan kâfilelere tahassürünü ifâde için ayaÄŸa kalkmış gibi hissettim. Beyaz kefeni, gözümün önünde ilâhî emirle gelen ölüm meleÄŸine çekilmiÅŸ âdetâ bir teslîm bayrağı gibi önce net bir sûrette tecessüm etti, ardından ufku kaplayan kül renkli bulutlara sarıldı ve Arafat semâlarında kayboldu. Sanki o, büründüÄŸü kefenle aramızdaki uzun mesâfeyi katetmiÅŸ, vakfeye durmuÅŸ ve "elvedâ" deyip süzülerek önümdeki ihrâmlı kalabalığa karışmıştı. Duâsı yapılan 160 hatm-i ÅŸerîfden ona hisse ayrıldı. Nemli gözlerde ve gönüllerde mekân buldu.

O, Denizli'de doÄŸdu. Hâfız oldu. O, farklı bir hâfız, yaÅŸayan ve gönül iklîminde kâmil bir mü'min olarak yetiÅŸti. İlâhiyat tahsîlini Bursa'da ikmâl ederken mânevî hizmette de yerini aldı. Emîr Buhârî -kuddise sirruh-, Muhammed Üftâde -kuddise sirruh-, Sultan Murâd Han ve emsâllerinin rûhâniyeti, kendisini sonsuz ufukların seyyahı etti. Bir heyecan ve gönül insanı oldu.

O, Hakk rızâsı yolundaki hizmetine titizlik gösterir, itinâ ederdi. Tasarruf edip infâk etmekten haz duyardı. Mânevî hizmeti madde ile zedelenmesin endîÅŸesi ile kifâyet miktarı ile geçinirdi. En meÅŸakkatli hizmetleri tercih eder, en zor vazîfelerin dahî dâimâ gönüllü bir neferi olurdu.

Asîl rûhu ile o, kahır tecellîlerinin galip göründüÄŸü günümüzde tabîattaki milyonlarca çakıl taşı arasında barınan müstesnâ bir mücevherdi.

Rûhunun vecdini binlerce kilometre ötelere taşımaÄŸa çalıştı. Kafkas eteklerindeki Aliabad reyonunun Mus'ab'ı oldu.

Mus'ab'ın hicretten evvel Medîne'de hazırladığı tevhîd ve îmân zemînini o da orada hazırlıyordu. O da, Mus'ab gibi olarak orada ÅŸehâdetin yüce rütbesine nâil olacaktı. Bu ÅŸehâdet gününün Arafat gününe isâbet etmesi de, ayrı bir mânâ, ayrı bir güzellik oldu_ Sanki onun rûhâniyet ve temizliÄŸinin bir tecessümü böylece zuhûr etti... Gufrân saati olan bu saatte gelen haberi onu üstüste çakılmış iki gölge gibi milyonla hacının hüviyeti içinde Arafat'a taşıdı. Ve o böylece (=Rabbine dön!) emrini, milyonla kula nasîb olan gufrân müjdesine dâhil olarak aldı. En azından biz, onu, gönlümüzden ve gözümüzün önünden silinmeyen hayâliyle Arafat'a taşıdık. Orada beraber olduk.

Åžehîdlik, zâhirde dünyâ nîmetlerinin en deÄŸerlisi olan hayâtın Allâh yolunda fedâ edilmesidir. Ancak sadece zâhirî hayâtı fedâ etmek ÅŸeklinde anlaşılan ÅŸehîdliÄŸin bir diÄŸer yönü de, vücud hayatiyetini devam ettirdiÄŸi halde dahî onun mânen aşılması, zâhirî benliÄŸin âdetâ yok edilmesi ve ruhen Rabbe ulaşılmasıdır.

Bu iki vasfı birleÅŸtirebilmek ise, ayrı bir nîmet ve ulvî bir mertebedir. Hâfız Emin de, iÅŸte bu iki nîmet ve mertebeye nâil olarak Rabbine kavuÅŸan bahtiyarlar kervanına katıldı. Çünkü o, yaşıyorken de âdetâ -kendi idrâkine nakÅŸedilmiÅŸ bir namzedlik hâlinde- ÅŸehîddi:

Nitekim "Hizmet" adlı şiirinde: diyordu.

Onun bu mısrâı, âdetâ ilâhî kaderin keÅŸfi gibiydi. Nihâyet o, ÅŸehîdler, yâni ne katıldı.

Ebû Eyyûb el-Ensârî, i'lâ-yı kelimetullâh heyecanı ile 80 yaşını geçmiÅŸ olduÄŸu halde iki sefer İstanbul fütûhâtına iÅŸtirâk etmiÅŸti. Vefât ederken:

"-Benim kabrimi adımınızı attığınız son noktaya gömün ki, benden sonra gelen İslâm askerleri daha ötelere gitsin!" diyerek cesedi ile de hedef gösteriyordu.

Hâfız Emin de, sanki rûhâniyetin gölgelediÄŸi kabrinde haleflerine îmân heyecanı dolu mücâdelesini telkîn ediyordu. Hâl lisanı ile:

"-Ben dînimin güzelliklerini ve seâdetini buraya kadar taşıdım. Siz de bu tevhîd hizmetinde yarışın! Bu ezanlar ve Kur'ân sadâlarını ötelere taşıyın! Bu yolda fânî vücûdunuzu Hakk'a adayarak Rabbe râm olun!" diyordu.

Hakk yolunda gerçek zaferler ve onların neticesi olan büyük ilâhî mükâfatlar, ancak maldan ve candan vazgeçenlere âiddir. Âyet-i kerîmede:

"Malları ve canları ile cenneti satın aldılar_" (et-Tevbe, 111) buyuruluyor.

Hâfız Emin de, bu ÅŸekilde cenneti satın alan bahtiyarlardan oldu inÅŸâallâh.

Aliabad halkı:

"-Bu bizim; o, bize âid! Cesed-i fânîsi burada gömülsün; bize azîz bir hâtırâ olsun! Rûhu da zâten gönlümüzde ebediyyen yaÅŸayacaktır_" dediler.

Geçen sene Aliabad'a gittiÄŸimizde doÄŸup bir müddet sonra vefât eden oÄŸlu da oraya gömülmüÅŸtü. Hâfız Emin:

"-Hocam biz buraya bir hâtırâ bıraktık. Biz de artık herhalde buralıyız!" demiÅŸti.

Bu da âdetâ ilâhî kaderin deÄŸiÅŸik bir keÅŸfiydi. ÅŸimdi o, dünyâda sevgisine doyamadığı yegâne evlâdı ile kabir kundağında kucak kucaÄŸa_ O, Azerbaycan'ın toprağına, yeniden filiz veren i'lâ-yı kelimetullâh rûhunun ebedî bir hâtırâsı olarak emânet oldu.

Sonra gelen haleflerinin gönlünde mekân tuttu. Ömrü uzadı. Elbette ki asıl hayat, gönüllerde yaÅŸamaktır. Gönüllerde mekân tutanlar, Mus'ab gibi ebedî yaÅŸarlar. Bu ÅŸekilde onlar, berzahtaki âlemleri ile de gönül ufkunda devam ederler.

Sanki ÅŸâir, ÅŸu içli, duygulu mısraları ile onun hayatını hulâsa etmektedir:

Seni annen doÄŸurup attığı gün dünyâya aÄŸlıyordun,

Bütün âlem gülüyordu bir yanda_

Öyle bir ömür sür ki, ölürken gülesin,

ÇaÄŸlasın gözyaşı hâlinde cihân ardında!..

Ey Hâfız Emin!

Ebedî yolculuÄŸun, bir Cum'a seherinde hizmet aÅŸkı ile koÅŸtururken oldu. Bu, kahramanca ve yiÄŸitce ölümü karşılamaktı. Muhakkak ki, göÄŸsün Kur'ân, kalbin îmânla doluydu, dudaklarında Rabbin zikri vardı. Vuslatın mübârek olsun!

Ey seher rüzgârı! Sen Kafkas eteklerinde göÄŸsü îmân ve Kur'ân dolu, rûhu alev alev yanan o sevdâlı gönle bizden selâm götür!

Muhterem babasına, annesine, kardeÅŸlerine, sâlihât-ı nisvândan olan fedâkâr ve çile arkadaşı zevcesine ve vefâkâr arkadaÅŸlarına sabır ve ecir diler, kendisiyle de ilâhî rahmetin tecellîsi ile Dâru's-Selâm'da buluÅŸmayı niyâz ederiz.

Muazzez rûhunun ÅŸâd olması için üç ihlâs-ı ÅŸerîf, bir fâtiha-i ÅŸerîfe_

Rahmetullâhi Aleyh!

9 Zilhicce, Arafat 1919 / MEKKE
 
< Önceki   Sonraki >
Altınoluk Dergisi Makaleleri
Son Eklenenler
 
En Çok Görüntülenenler
   2012 © www.osmannuritopbas.com
Erkam Bilisim