Yıl: 1997 - Ay: Mart - Sayı: 133 |
|
Süleymaniye Camî, İslam ruhunun maddede şekillenmesidir. Uzaktan manzarası, ellerini Rabbine uzatan dua halindeki bir insan siluetidir. Mîmarîye ibadetin ruhaniyeti sindirilmiştir. Mana, maddeye ka'bına varılamaz bir mükemmellikle in'ikas ettirilmiştir. İçerisi karanlık olmayan bir loşluktadır. Mü'mini, bir gönül heyecanı içinde derunî bir aleme götürür. Okunmuş su gibidir. Taşı toprağı mana kazanmıştır. Bu mabed, İslam'ın en ulvî bir üslupla maddeye aksedişidir. O, sanki susan ve sükutu ile çok şey anlatan insandır. Zemîninde beş yüz senedir devam eden secdelerin izleri, gelip giden, dönmeyen akıncıların hayalleri vardır. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Mart - Sayı: 133 |
|
Alman-İngiliz sanayî rekabetinin eseri olan l. Cihan Harbi başladığı zaman Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakkî istibdadı altındaydı. Millî tarihimizin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Sultan Abdülhamid Han Hazretleri'ni yahüdî güdümlü bir entrika sonunda tahtından indirerek işbaşına gelmiş bulunan bu kadro, kısmen gaflet, kısmen de müteselsil ihanetler neticesi olarak, devleti badireden badireye sürüklemiş ve geniş ülkesiyle harb sahası dışında kalması zor olan Osmanlı Devleti'ni askerî ve ahlakî bakımdan tehlikeli bir noktaya getirmiş bulunuyordu. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Şubat - Sayı: 132 |
|
Osmanlı sultanlarının onuncusudur. 1495'de Trabzon'da doğdu. "Süleyman" ismi kendisine Kur'an-ı Kerîm'den tefe'ül(1) olunarak verildi. Adını Neml Süresi'nin otuzuncu ayet-i kerîmesindeki "Hz. Süleyman" ve Ukba saltanatlarını birleştiren bir ih(a.s.)'ın isminden aldı. Sanki bu isim, daha o anda, Şehzade Süleyman'a lutfedilecek olan Dünya tişamın müjdesini de beraberinde taşıyordu. |
|
|
|
Yıl: 1997 - Ay: Ocak - Sayı: 131 |
|
Büyük cengaver Hünkar, Osmanlı toprağını, bugünkü Türkiye'nin tam beş katı artırarak, 4.182.000 km2 genişletti. Mısır ve Arabistan yarımadası Osmanlı hakimiyetine geçti. Hind Okyanusu'na kadar inildi. Kuzey Afrika hakimiyeti ile Osmanlı hududu Atlas Okyanusu'na dayandırıldı. Hicaz ve Ortadoğu ülkeleri Osmanlı hizmetine açıldı. Mübarek ve mukaddes emanetler, İstanbul'a getirilerek İstanbul, şeref ve izzet kazandı. Bunlar, Topkapı Sarayı'nda mahsus bir hücreye konularak burada yirmi dört saat kesintisiz Kur'an-ı Kerîm okunması için kırk hafız tayin edildi, ilk Kur'an-ı Kerîm'i okuyan da Yavuz'un kendisi oldu. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ay: Aralık - Sayı: 130 |
|
Rabbin müstesna lütuflarından biridir ki, nev'-i beşerden bazılarına kendi varlık ve azametinin ufkuna doğru açılma selahiyet ve iktidarı verilir ve böyle kimselere bu yolculukta rehberler bahşedilir. Bunlar, insanlık aleminin yüzyılları dolduran adî vak'alarının örtemediği zirvelerdir. İşte Şems, Mevlânâ'yı bu yolculuğa çıkarmış bir rehberdi. Mevlânâ da, ruhunda meknuz olan ve kendine idrâki lûtfedilmiş bulunan bu ledün aleminin bu ilk rehberini sırf vefa duygusu sebebiyle ömrünün sonuna kadar unutamamıştır. Yoksa O'nu çoktan aşmıştı. Belki bundan sonra Şems, mürid durumundaydı. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ay: Kasım - Sayı: 129 |
|
Altı yüz yirmi senelik muhteşem Osmanlı İmparatorluğu'nun Yavuz Sultân Selîm Han'a ait olan kısmı, sadece sekiz seneciktir. O'nun bu kadar kısa bir zaman içinde elde ettiği muazzam muvaffakiyetleri havsalaya sığdırmak -adeta- imkansızdır. Gerçekten tarihî hadiselerin sır ve hikmetlerini araştıran "tarih felsefesi" ile uğraşanlar, Yavuz Sultân Selîm Han'ın millî tarihimize bahşettiği maddî ve manevî başarıları îzahtan bugüne kadar aciz kalmışlardır. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ay: Ekim - Sayı: 128 |
|
II. Bayezîd Han, üstün bir devlet adamı olduğu gibi, aynı zamanda san'atkar bir mizaç ve şahsiyyete de sahipti. Bestekar, şair ve hattat olarak da temayüz etmiştir. Zîra şehzadeliğinde, sadece fennî ilimleri tahsîl etmekle iktifa etmemiş, manen de büyük zatların üstün terbiyeleriyle yetişip olgunlaşmıştır. Ebu's-Suûd Efendi'nin babası Muhyiddîn-i İskilibî gibi devrin birçok evliyasının teveccühlerini kazanmış, onların tasarruf, himmet ve dualarını almıştı. Birçok hayır müessesesi kurarak, asıl tahtını, ahlak, fazilet ve adalet dolu idaresiyle halkının gönlüne kurmuştu. Bu yüzden kendisine "velî" sıfatı verilerek "Bayezîd-i Velî" diye anılagelmiştir. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Eylül - Sayı: 127 |
|
Zengin ile fakir, sultan ile köylü aynı hakka sahipli. Gayr-i müslimlerin haklarına ise, onları vedîatullah, yani devlete Allah tarafından emanet edilmiş, korunmaya muhtaç kimseler olarak kabul olunduklarından daha çok riayet edilirdi. Bu yüzden gayr-i müslimleri hiç kimse incitmezdi. Osmanlı'nın bu adaletini gören hıristiyanlar, onlara adeta aşık oldular. Bilhassa Rumeli'deki fütuhatın sür 'atle genişlemesinde bu dillere destan Osmanlı adaleti pek müessir olmuştur. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ağustos - Sayı: 126 |
|
Yedinci Osmanlı Sultanıdır. Rasûlullah (s.a.v.)'in iltifâtına mazhar olmuştur. Sultanlığının yanısıra din ve fen ilimlerini de ikmâl etmiş bir âlim, aynı zamanda ince rûhlu bir şair ve derin bir gönle sahip, derviş rûhlu hassas bir insandı. |
|
|
|
Yıl: 1996 - Ay: Temmuz - Sayı: 125 |
|
Orhan Gazî'nin oğlu l. Murad Han, Osmanlı Padişahları'nın üçüncüsüdür. 1326'da Nilüfer Hatun'dan Dünya'ya geldi. Doğduğu sene, dedesi Osman Gazî vefat etmiş ve Bursa fethedilmişti. |
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>
|
226 sonuçtan 191 - 200 arası gösteriliyor
|