Ailede Vakar Olacak, Kibir Olmayacak, Samimi Olunacak, Lâubâlî Olunmayacak

DiNLE

DİĞER İZLEME ADRESİ

İNDİR


VİDEO İNDİRxxVİDEO İNDİRSES İNDİR

Video ve sesleri İNDİR linkine sağ tıklayıp Hedefi (Bağlantıyı) Farklı Kaydet diyerek indirebilirsiniz.

METİN

AİLEDE VAKAR OLACAK, KİBİR OLMAYACAK

SAMİMİ OLUNACAK, LÂUBÂLÎ OLUNMAYACAK

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin azîz, latîf, mübârek, pâk rûh-i tayyibelerine; ehl-i beytin, ashâb-ı kirâmın, enbiyâ-i izâmın, sâdât-ı kirâm hazarâtının rûh-i şerîflerine; dînimizin, vatanımızın, milletimizin, bütün İslâm dünyasının selâmetine; bu niyaz ve duâ ile, bir Fâtiha-i Şerîfe, üç İhlâs…

Muhterem Kardeşlerimiz!

İlk okunan âyetler, Furkan Sûresiʼnden, âile hayatına ait…

Ondan sonra okunan âyet-i kerîmeler Kāf Sûresiʼnden. Cenâb-ı Hak orada insanın iç dünyasını bildiriyor. Bütün amellerimizin tespit edildiğini bildiriyor. Mücrimlerin kıyâmetteki, o fâcia teşkil eden hâllerini bildiriyor. Birbirini kötülüğe teşvik edenlerin aralarındaki o münâkaşaları bildiriyor.

Cenâb-ı Hak, ölüm ânımızı bildiriyor. Ölüm ânımız ve Sûrʼun üfürülüşünün ne şekilde olacağını, nasıl insanı yakalayacağını bildiriyor.

Cehennemʼin bir ifadesini bildiriyor. Selâmette bulunanların, îmanla göçenlerin durumunu bildiriyor.

Ondan sonra okunan Sûre-i Rahmanʼdan; Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîmʼin bize ne büyük bir nîmet olduğunu, niçin yaratıldık, neyle istikâmet bulacağız, Kur’ânʼla hayat bulursak ne gibi lûtuflar olacağı, kısaca Cenâb-ı Hak, o âyet-i kerîmelerde o muhtevâyı bize îkaz ediyor.

Elhamdülillah, Cenâb-ı Hak bizi insan ve müslüman olarak Dünyaʼya gönderdi. En kıymetli varlık Cenâb-ı Hakkʼın indinde; takvâ sahibi bir müʼmin. Cenâb-ı Hakʼla dost olacak bir müʼmin. Yani ahsen-i takvim sırrına erecek bir insan, Cenâb-ı Hakʼla dost olacak, bir sanat harikası olacak Cenâb-ı Hakkʼın.

Fakat tabi burada bir engel; “nefsânî arzular” veriliyor. Bu nefsânî arzuları bertaraf edecek. Eğer bertaraf edemezse “esfel-i sâfilîn : altların altı”na düşeceğini, Cenâb-ı Hak bildiriyor.

Cenâb-ı Hak, kuluna 3 şekilde yardımcı oluyor:

1. Kâinat; fiilde bir mucize bu cihan, imtihan olduğumuz bir dershâne. Mikrodan makroya her şey ilâhî azametin bir tecellîsi.

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِى خَلَقَ

(“Yaratan Rabbinin adıyla oku.” [el-Alak, 1])

İlk âyet. Demek ki kalp seviye kazanacak.

مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ (“Şah damarından (daha yakınız) [Kāf, 16]) buyruluyor. Öyle bir kalp bir seviye kazanacak. Ve her gördüğü şey de Cenâb-ı Hakkʼı hatırlatacak.

Bir bahar geldi, o çiçeklere bakacak: Cenâb-ı Hak kimin için ihsân etti? Her mevsim ayrı ayrı çiçekler, ayrı ayrı meyveler veriliyor. Hayvanlar yaratılıyor. Kimin için bu?

Kalp terakkî edecek, ilâhî azameti, ilâhî kudret akışı tecellîlerinin idrâki içinde, şuuru içinde bulunacak. Dâimâ:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

(“Hamd (övme ve övülme), Âlemlerin Rabbi Allâhʼa mahsustur.” [el-Fâtiha, 1]) diyecek.

Cenâb-ı Hakkʼa hamd edecek ve bunun mukâbilini kullukla ödemeye gayret edecek.

Kur’ân-ı Kerîm, bu kâinat kitabının ders kitabı. Bu ders kitabı nasıl okunacak? Nasıl hayatımıza geçirilecek? Nasıl bu Kur’ân-ı Kerîm yaşanacak? Hayatımızın her safhasını muhtevî bir ders kitabı… Bu nasıl yaşanacak, nasıl hayata geçecek? Müşahhas bir misal lâzım. Bu müşahhas misal karşısında Cenâb-ı Hak en yüce Peygamberʼini âhir zaman ümmetine lûtfediyor.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ʼin 23 senelik hayatı, Kur’ânʼın fiilî yaşanmasının temsîli. Yani Kur’ân yaşanacak. Allah Rasûlü nasıl yaşamışsa, o da Kur’ân-ı Kerîmʼin tefsîri mâhiyetinde. Cenâb-ı Hak “üsve-i hasene : örnek şahsiyet” buyuruyor Efendimizʼe. En alt kademeden en üst kademeye kadar bir misal. Her asra bir misal.

Kur’ân-ı Kerîm, bir mûcize… Cenâb-ı Hakkʼın (kudret ve sanatının) kelâmdaki bir tecellîsi; Rasûlullah Efendimiz de insandaki tecellîsi.

“Allah Rasûlüʼne itaat, Allâhʼa itaat” (Bkz. en-Nisâ, 80) buyruluyor ve iki itaat birleşiyor.

Rasûlullah Efendimiz buyuruyor:

“İnsin ve cinnin isyankârları hâriç, beni bütün mahlûkat tanır.” buyuruyor. (Bkz. Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 310)

Tabi en güzel tanıyan, Cenâb-ı Hakʼla dost olanlar. Yani kalplerinde hikmet ve sırların tecellî ettiği müʼminler, evliyâullah.

Mahlûkat tanır, buyruluyor. Taşlar tanıyordu, Uhud Dağı tanıyordu. Sayısız misaller geliyor.

Hayvanlar tanıyordu. Deveden vs.den birkaç şey (misâl) geliyor, nasıl tanıdığı, nasıl derdini Allah Rasûlüʼne anlattığının.

Bitkiler tanıyordu. Hurma kütüğü, -hadîs-i mütevâtir- nasıl Allah Rasûlüʼnü tanıdı…

Demek ki Cenâb-ı Hak, bizim de Allah Rasûlüʼnü yakından tanımamızı istiyor. Yani uzaktan tanımak, fazla bir netice vermez. Yakından tanımak… Çünkü (O) en büyük lûtuf.

Kur’ân-ı Kerîmʼi yakından tanıyabilmek… Allah Rasûlüʼnü yakından tanıyabilmek…

Oʼnun akîdesi nasıldı Allah Rasûlüʼnün? Bütün şer güçlerin karşısında ne şekilde sağlam bir akâid? Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîmʼde misallerini veriyor:

Sihirbazlarla misal veriyor. Ashâb-ı Uhdûdʼla misal veriyor. Habîb-i Neccarʼla misal veriyor. Mekkeli ve Medîneli ashâb-ı kirâmla misaller veriyor. Bizim onlar gibi olmamızı istiyor.

İbadette Allah Rasûlü bir misal. “Benim gibi olun.” buyuruyor Efendimiz. “Benim kıldığım gibi kılın.” buyuruyor. (Bkz. Buhârî, Ezân, 18) Her şeyiniz bana benzesin, istiyor.

اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ : (Kişi sevdiğiyle beraberdir. [Buhârî, Edeb, 96])

Eğer benzerse onunla beraber olacağını; “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyuruyor. (Buhârî, Edeb, 96)

Biz 1400 sene sonra geldik. Oʼnunla kıyâmet günü, o zor günde beraber olmak arzusunda mıyız? Demek ki ibadetlerimizde Oʼnun ibadetine benzemeye gayret edilecek.

Tabi bunlar, kalbin terfîsine bağlı. Beşerî münâsebetler nasıl olacak? Kur’ân-ı Kerîm bize nasıl beşerî münâsebetler bildiriyor?

“En yüce ahlâk üzerinesin.” (el-Kalem, 4) buyruluyor Efendimizʼe… Bizim ahlâkımız da Oʼnun ahlâkına benzeyecek. Âile hayatımız, Oʼnun âile hayatına benzeyecek. Kur’ânî ifadeyle, ne şekilde bir âile hayatı olacak? “Takvâ” üzere bir âile hayatı olursa, Cenâb-ı Hakkʼın rahmeti tecellî edecek.

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede:

“Kaynaşmanız için kendi cinslerinizden eşler yaratıp aranızda sevgi, merhamet peydâ etmesi, Oʼnun azametinin delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (er-Rûm, 21)

Birbirini tanımayan iki insan, birbirine en yakın hâle geliyor. Uzaklaştıkları ana-baba evinden, kurdukları yuva daha sıcak hâle geliyor.

Bu âilenin, bu takvâ hayatının husûsiyetleri nedir?

لِتَسْكُنُوا ; bir huzur ve sekînet verecek. Bu âiledeki huzur, hayatın her safhasına yansıyacak.

مَوَدَّةً ; sevgi, muhabbet olacak. Süflî muhabbetler bertaraf edilecek, ulvî muhabbetlere bir basamak olacak. Bu muhabbet, “el-Vedûd” muhabbeti verene, Cenâb-ı Hakkʼa kulları yaklaştıracak.

رَحْمَةً ; buyruluyor. Şefkat olacak birbirlerine, merhamet olacak. Bilhassa yaşlılıkta bu daha da artacak ve birbirlerine hemen hemen bir baston durumuna gelecekler.

Okunan âyet-i kerîmede

رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامًا

(“…Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!” [el-Furkân, 74])

Rabbimiz bize zevceler ve zürriyetler… Fakat bu zevce nasıl olacak, bu zürriyet nasıl olacak? قُرَّةَ اَعْيُنٍ ; göz nûru olacak.

Bizler nasıl olacağız ki, böyle bir toplum meydana gelecek:

وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامًا

Biz takvâda, Allâhʼa yakınlıkta örnek olacağız. Yaşanan, canlı bir Kur’ân olacağız.

Bu, huzurlu evlilikte 5 şart, buyruluyor:

Birincisi muhabbet: Menşei Cenâb-ı Hakʼta. İki tarafın Allah rızasına uygun bir şekilde hâllerini artırması. Birbirinin rûhuna girecek damar bulması ve bu muhabbetin bir basamak olması, Cenâb-ı Hakkʼa olan muhabbete bir mesâfe alabilmek, bir merhale kat edebilmek olacak muhabbet, Allah için muhabbet.

Sadâkat olacak: Zor zamanlarda tarafların fedâkârlığı olacak. Dâimâ Efendimizʼin hüzün senesi (hatırlanacak). Hatîce Vâlidemiz vefât ettiği zamana “hüzün senesi” buyruldu.

“En çok çile çemberinden geçirilen peygamber benim.” buyruluyor. (Bkz. Tirmizî, Kıyâmet, 34/2472) Çok çile çemberinden geçti. Fakat Hatîce Vâlidemizʼin vefâtına “hüzün senesi” denildi. Demek ki sadâkat…

Karşılıklı saygı olacak. Samîmî olunacak, lâubâlî olunmayacak. Vakar olacak, kibir olmayacak. Tevâzû olacak, zillet olmayacak. Evlilikte hudutlar iyi korunacak.

Sabır olacak: Taraflar, zor zamanlarda birbirinin güzel huylarını düşünecekler. Arada münâkaşa olmamasına gayret edecekler. Bilhassa çocuklar, tamamen -ufak tefek münâkaşa olursa- ondan uzak olacaklar.

Mesʼûliyet olacak: Taraflar birbirinin vazifelerini ihmâl etmeyecek, ona gayret edecekler.

Velhâsıl, kısaca, en güzel burada örnek bir âile hayatı, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ʼin örnek hayatı. Hiçbir evlât, babasını öyle sevemez, hiçbir baba evlâdını öyle sevemez. Hiçbir zevce zevcini öyle sevemez, hiçbir zevc zevcesini öyle sevemez.

Demek ki Allah Rasûlüʼnün o âile hayatına dikkat etmemiz lâzım. Ne vardı Efendimizʼin âile hayatında? Rızâ vardı, takvâ vardı, tevekkül vardı, teslimiyet vardı. Cenâb-ı Hakʼla beraber olmanın bir sürûru yaşanıyordu.

Okunan Kāf Sûresiʼndeki âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak:

“Andolsun insanı Biz yarattık. Kendinin içinden geçenleri de biliriz. مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ: Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kāf, 16) buyuruyor.

Demek ki kulda kalp terakkî edecek, kalp merhaleler alacak, bu hâle gelecek. İçinden geçeni Cenâb-ı Hakkʼın bildiğini bilecek. Ona göre duygular temizlenecek, duygular berraklaşacak. Yani insanın duygularını en ince teferruatına kadar Yaratan biliyor. Yaratanʼın bilmesi en tabiîdir. Cenâb-ı Hak acziyetten münezzehtir.

Yine Cenâb-ı Hak buyuruyor:

وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ

“Nereye giderseniz, O sizinle beraberdir.” (el-Hadîd, 4)

Demek bu “ihsan” duygusu… Kul Cenâb-ı Hakkʼın müşâhedesi altında olduğunun bir idrâki içinde olacak. Yaratan Cenâb-ı Hak. Zamandan-mekândan münezzeh Cenâb-ı Hak. Zamandan-mekândan münezzeh olduğu için her yaratılanın yanında olması da gayet tabiîdir. Aksi düşünülemez mantıken.

Onun için Cenâb-ı Hak:

وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ

“Nereye gitseniz, O sizinle beraberdir.” (el-Hadîd, 4) buyuruyor.

Yani şunu unutmamak lâzım ki; ağızdan çıkan çirkin sözler, onu sarf eden kişinin nasıl bir gönül dünyasına sahip olduğunu gösteriyor. Zira gıybet, dedikodu, yalan, iftirâ; kalpteki menfî duyguların dışa aksetmesidir. Yani bir insanın dünyasını, iç dünyasını görmek isterseniz, onun sarf ettiği kelimelere, tavrına ve sâirine (bakınız).

Eğer bir kimseden merhamet, şefkat, tevâzû, cömertlik, fedakârlık gibi ahlâkî meziyetler zâhire aksediyorsa, bu husûsiyetler, o kimsenin ne kadar güzel bir gönül dünyasına sahip olduğunu gösterir. Ahsen-i takvîm…

Bunun tarihte misalleri çok var. Hep sohbetlerde bahsediyoruz. Sâmi Efendi Hazretleri çok bahsederdi:

Nûşirevan diye bir pâdişah var. Cömert bir padişah bu. Bir ava gidiyor. Avdan dönüşte bir nar bahçesinin önünden geçiyor. Güzel narlar görüyor. Orada bir de ârif bir delikanlı var.

“–Oğlum, bana bir nar verir misin?” diyor.

Hoşuna gidiyor çok. Yiyor, içiyor, suyunu sıkıyor.

“‒Benim gücüm-kuvvetim var, ben pâdişahım, diyor, bu bahçeyi ben elde edeyim.” diyor, içinden öyle geçiriyor. Duyguları öyle.

“–Delikanlı, bir nar daha verir misin?” diyor.

O narı alıyor, o nar ekşi çıkıyor ve susuz çıkıyor.

“–Delikanlı, birinci nar çok tatlı çıktı, ikinci nar ekşi çıktı, susuz çıktı.” diyor.

“–Pâdişâhım, duygularınız değişti.” diyor. “‒Benden burayı almak istediniz.” diyor. “‒Bu benim bahçe, sevdiğim, huzur bulduğum bir bahçe bu.” diyor.

“–O zaman ben tevbe edeyim.” diyor, tevbe ediyor.

“–Bir nar daha verir misin?” diyor. O hepsinden daha tatlı çıkıyor.

“–Bak.” diyor delikanlı: “Şimdi pâdişâhım, duygularınız saflaştı, duygularınız temizlendi.” diyor.

Velhâsıl, demek ki duygularımız, bizim iç dünyamızın bir aynası mesâfesinde. Hâlimiz, hareketimiz… Onun için peygamberlerin ikinci vazifesi de: “ وَيُزَكِّيهِمْ / …İnsanların iç âlemlerinin temizlenmesi…” (Âl-i İmrân, 164)

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى

((Nefsini kötülüklerden) arındıran kurtuluşa ermiştir.” [el-A‘lâ, 14])

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا

(“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.” [eş-Şems, 9])

İç âlem temizlenecek.

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰیهَا قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا

((Nefse) iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.” [eş-Şems, 8-9])

Allahʼtan uzaklaştırıcı, söz, fiil, hâl, davranış, duygular, hepsinden kalp temizlenecek. O şekilde takvâda kalp mesafe alacak. O şekilde bir kâmil insan modeli tecellî edecek. O kâmil insan şeyinde (modelinde) Kur’ânʼdan, Kitapʼtan tecellîler, kâinattaki hikmetlerden, sırlardan tecellîler o kalpte tecellî edecek…