05 Eylül 2016

Mü’min dâimâ Rabbine karşı vazifeleri husûsunda kendi hâlini gözden geçirmelidir. Bazı câhillerin dediği gibi; “ben âhirette falan zâtın eteğine yapışırım, o beni kurtarır” kolaycılığıyla rehâvet içinde yaşamaktan sakınmalıdır. Zira bu, ekseriyetle insanı gayretten alıkoyan, nefsânî bir düşüncedir.

Nitekim kimi insanlar, Allah yolunda gayret etmek yerine bir kurtarıcı “Mehdî” beklerler. Hâlbuki âhirette bizi kurtaracak olan, Mehdî -aleyhisselâm-’ın çıkıp çıkmaması değildir. Bizi kurtaracak olan; hangi zaman ve mekânda olursak olalım, Hakk’a kulluktur, Allah yolunda gayret-i dîniyye sahibi olmaktır.

Mehdî -aleyhisselâm- bizim vakt-i hayatımızda zuhûr ederse, onun yanında olabilecek liyâkatte bir takvâ hayatını şimdiden yaşamaya gayret etmeliyiz. Şâyet bizde bu gayret varsa, Mehdî -aleyhisselâm-’a yetişememenin bir zararı yoktur. Fakat bu gayret yoksa, Mehdî -aleyhisselâm-’ın zamanına yetişsek de bunun bize âhirette kazandıracağı bir şey olmaz.

Sâlihlerin amellerini işlemeden, Allah yolunda gayret göster­meden, çile çekmeden; ebedî kurtuluşu için sırf sâlih zâtlara yakınlığına güvenen gâfilleri, Mevlânâ Hazretleri şöyle îkaz eder:

“Meselâ sen, Hazret-i Mûsâ’nın asâsını elinde tutabilirsin. Fakat Mûsâ’daki kuvvet sende var mı ki, onu ejderha yapabilesin ve onu zaptetmeye kâdir olabilesin.”

“Diyelim ki, ölüleri dirilten Hazret-i Îsâ’nın nefesine mâliksin, onun duâsı da aklında. Fakat ey gâfil! Sende Hazret-i Îsâ’nın (günahsız) ağzı var mı ki nefesinle ölü gönülleri diriltesin, on­ları muhabbet zevkiyle canlandırasın?”

“Diyelim ki, Hazret-i Ali’nin Zülfikâr adlı kılıcı sana mîras kaldı. Sende Allâh’ın Arslanı Hazret-i Ali’nin kolu, kuvveti var mı ki Zülfikârı kullanabilesin?!.”

Velhâsıl:

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (en-Necm, 39)